Amele… Yani
gündelik iş bulup, dünyalık temin edenlerden… “Köyünde toprağın yok mu?” dedim…
“Toprak yetmiyor, elde kalanı da kanser oldu!” dedi. Toprak nasıl kanser olur?
Verirsin burgerine patates kızartması yetiştirmek için toprağa gübreyi ve
zehirli ilaçları basan şirketlere icara, kanserden ölür de farkına varamazsın.
Yıldız Irmağı vadisinden kamuya açık bir haberdir. Tarım politikalarının ve
“amele pazarı”nda yevmiye bekleyen köylülerin hikâyesidir. Şirket/taşeron
otomatik makinelerle sökümü tamamladıktan sonra, bazı köylüler makineden kaçan
patatesleri toplayıp evine patates sağlıyor ve fazlasını da üçe beşe satıyor.
Yıldız
Irmağı vadisi sadece son kanser olan toprak parçası, devamı gelecektir…
Niğde´den yola çıkmış çürüte çürüte yürüyor afet… İç Anadolu dışındaki yerlerde
de toprağın kanser oluşunu, amele meydanı yahut hizmetli sektörünün zorunlu
adayları seyrediyor olabilir. Taşeron ekiciler, kademe kademe sulanabilen
tarlaları kullanarak önce çürütüyor, sonra terk ediyor. Kontrol olmadığı gibi,
dönüp toprağına bakan köylü de yoktur. Aslında “köylü” kalmamıştır, kentte
yaşayan ve tutunmak için her şeye razı olan insanlar vardır. Bence köy ve köylülük
üzerine konuşmanın zamanı geçti; köylü sosyolojik bir kategori bile sayılmaz
artık. Üzerine konuşulması ve kurtarılması gereken ekilebilir topraklarımızdır.
Hayvancılık da köyün boşalması ve yerine başka bir şeyin ikame edilememesi
bağlantılı olarak çökmüştür. Tarım ürünleri ve et ithalatı, üretime yönelik
iktisat politikaları geliştirememenin sonucudur. Milli Eğitim için aynı şeyi
söyleyemeyiz ama tarım bakanlığı ve bürokrasisi olmasa Türkiye´nin en ufak bir
kaybı olmaz. Tarım bakanları ise daha çok makamını koruma ve bir bürokratı
görevden alıp, yerine kendi adamını oturtmanın yoğun mesaisi içerisindeler.
İtiraf bir
işe yaramaz ama en azından varılan noktayı gösterir. Eğitim ve kültür konusunda
yapılan itiraflardan sonra neler yapıldığını seyretmekle yetiniyoruz ama itiraf
bir rahatlık da getiriyor değil mi? Hem itiraf edenleri, hem de icra
makamlarını rahatlatıyor ve “sorumluluk” denilen asalet; söyleyen ağızlarla
dinleyen kulaklar arasında buharlaşıyor. Diğer konuları bir yana bırakacak
olsak, tarımda geçen şu son on altı yıl; kısa, orta ve uzun vadeli planlamanın
hangisine sığdırılabilir. Eciş bücüş muhalefet ideolojisine, ondan daha
kuvvetli bir söylemle cevap vermek iktidar olmaya kâfi ama iktidara iktidar
olmak kâfi ise diyecek hiçbir söz yoktur. Belki de diyecek hiçbir sözün
olmadığı noktaya gelmişizdir.
Necip Fazıl
Sivas´a geldiğinde, ona derin saygı duyan o günün MTTB başkanıyla çay içmektedir.
Başkan´ın eli dolaşır, çay dökülür ve bardağı düzeltmeye çalışır. Üstad, derhal
tepsideki sigara paketini alır ve “Başkan! Çay gitti, sigarayı kurtar!” der.
Muhatap çıkar ve sözümüz makes bulursa biz de “Köy ve köylülük bitti, toprağı
kurtarın!” diyelim.
İnsanın ana
maddesi toprak olduğu gibi, vatanın da ana maddesi topraktır. Vatanın su-i
istimali üzerine oturtulan bir vatanseverlik ise en hafifinden riyadır.
Kaynak:Berat Demirci/Tarih: 14.12.2018